Kategoriler
Gündem

65 yaş ve üzeri vatandaşlar için hazırlanan seyahat izin belgesi genelgesinde neler var?

İçişleri Bakanlığınca 81 ilin valiliğine gönderilen genelgede, 65 yaş ve üzeri vatandaşlar için seyahat izin belgesine ilişkin hususları belirledi.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, uzun süredir sokağa çıkmaları kısıtlanan 65 yaş ve üzerindeki vatandaşlara, Bilim Kurulunun önerisi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatları doğrultusunda 21 Mayıs perşembe günü saat 09.00’dan itibaren en az bir ay boyunca dönmemek kaydıyla tek yönlü olarak istedikleri yerleşim yerlerine gidiş izni verildi.

Genelgeye göre, 22 Mart tarihli genelge ile sokağa çıkmaları kısıtlanan 65 yaş ve üzerindeki vatandaşlar (üç yıl içinde organ ve kemik iliği nakli olanlar, immün yetmezliği olanlar ile böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastalar hariç) seyahat izin belgesi almak ve gittikleri yerlerde en az 30 gün kalmak şartı ile istedikleri yerleşim yerine gidebilecek.

Seyehat belgesi nasıl alınır?

Bu kapsamda, 65 yaş ve üzeri vatandaşlara seyahatlerinde bir kişi refakat edebilecek.

65 yaş ve üzeri vatandaşlar, “Seyahat izin belgesi” taleplerini, 21 Mayıs perşembe günü, saat 09.00’dan itibaren elektronik ortamda E-Devlet, İçişleri Bakanlığı, E-Başvuru Sistemi ve Alo 199 Vefa Destek Hattı üzerinden yapılabilecek.

Başvuru sırasında başvuranın ve beraberindekilerin, Covid-19 evde izolasyon sorgusunun yanı sıra belirtilen hastalıklarının olup/olmadığı hususu da sistem üzerinden otomatik olarak yapılabilecek.

Vatandaşların bahse konu belgeyi almak üzere herhangi bir sağlık kuruşuna ya da kaymakamlık/valiliklere gitmelerine gerek olmayacak. Belge başvuruları otomatik olarak değerlendirilecek ve sonuçlandırılacak.

İzin başvurusu kabul edilenlere SMS yolu ile bilgilendirme yapılacak olup ayrıca e-Devlet üzerinden başvuru onay belgesi çıktısı da alınabilecek.

Genelgeye göre, düzenlenen “Seyahat izin belgesi” tek yön geçerli olacak ve seyahat izin belgesi olan 65 yaş ve üzeri vatandaşların, en az 30 gün boyunca gittikleri yerleşim yerinde kalmaları esas olacak. 65 yaş ve üzeri vatandaşlara seyahatlerinde refakat eden kişiler 72 saat içinde geri dönebilecek.

İzin belgesi kabul edilen 65 yaş ve üzeri vatandaşların bilgileri otomatik olarak gidecekleri il valilikleri ile kayıtlı olduğu aile hekimine bildirilecek. Kayıtlı oldukları aile hekimleri tarafından gerekli takipleri yapılacak.

65 yaş ve üzeri olan vatandaşlar gidecekler yerlerde de 22 Mart’ta yayımlanan genelge kapsamında sokağa çıkma kısıtlamaları devam edecek.

Euronews’den: 65 yaş ve üzeri vatandaşlar için hazırlanan seyahat izin belgesi genelgesinde neler var?

https://tr.euronews.com/2020/05/20/65-yas-ve-uzeri-vatandaslar-icin-haz-rlanan-seyahat-izin-belgesi-genelgesinde-neler-var

Kategoriler
Gündem

Canlı Anlatım| Dünya ve Türkiye’de Covid-19 ile ilgili son durum: Vaka sayısı 5 milyona dayandı

Euronews’den: Canlı Anlatım| Dünya ve Türkiye’de Covid-19 ile ilgili son durum: Vaka sayısı 5 milyona dayandı

Dünya genelinde koronavirüs (Covid-19) vaka sayısı 4 milyon 800 bini geçerken can kaybı 316 bini aştı.

Salgından en fazla etkilenen ABD’de vaka sayısı 1 milyon 527 bine yükselirken can kaybı 90 bini, iyileşen sayısı ise 346 bini aştı.

  • Türkiye’de vaka sayısı 149 bin 435 olurken Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 4 bin 140’ı buldu.
  • İngiltere’deki can kaybı 34 bin 636’ya, toplam vaka sayısı ise 243 bin 303’e çıktı.
  • İtalya’da ise Covid-19 nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 31 bin 908’e, toplam vaka sayısı ise 225 bin 435’e yükseldi.

İşte Türkiye ve dünya genelindeki son

https://tr.euronews.com/2020/05/18/canli-anlatim-dunya-genelinde-covid-19-vaka-sayisi-5-milyona-yaklasti

Kategoriler
Gündem

Bilim Kurulu Üyesi Özlü’den ‘normalleşme’ süreci uyarısı: Eskiye dönüş olarak bakılmamalı

Euronews’den: Bilim Kurulu Üyesi Özlü’den ‘normalleşme’ süreci uyarısı: Eskiye dönüş olarak bakılmamalı

Koronavirüs vakalarının azalması ve ölüm oranlarındaki düşüş nedeniyle normalleşme sürecine geçen Türkiye’de geçici süre kapatılan 356 alışveriş merkezi (AVM), yeniden kapılarını açıyor.

Ancak, Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü’ye göre; bu normalleşme sürecine eskiye dönüş olarak bakılmamalı.

Euronews’e konuşan Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Tevfik Özlü; “Virüse karşı yeni normlarla birlikte yaşamımızı sürdürmek zorundayız” dedi.

“Çünkü bu normlara dikkat edildiği sürece vakaları tamamen bitirmek mümkün”

Özlü, normalleşme sürecinde ikinci atağın başlamaması için kurallara uyulmasının ve gevşeme yaşanmamasının oldukça önemli olduğu görüşünde.

İkinci bir atak riskine karşı yetkililerin titizlikle hazırlıklarını sürdürdüklerini belirten Bilim Kurulu Üyesi Özlü, bu normalleşme sürecinde de sosyal mesafe ve hijyen kurallarına uyulması, kapalı alanların havalandırılması ile maske alışkanlığının devam ettirilmesinin önemli olduğunu söyledi.

Yine açılan mekanlarda yığılmaların önüne geçilmesi için randevulu sistemi bir seçenek olarak sunan Prof. Dr. Tevfik Özlü’ye göre; bu mekanlarda sosyal mesafe ile hijyen kurallarına uyulması ve maske kullanımına titizlikle devam edilmeli.

En çok merak edilen sorulardan biri ise sınırlandırılmaların olduğu şehirlerdeki pandeminin seyri.

Türkiye’de pandeminin seyrinin illere göre farklılık gösterdiğini söyleyen Özlü, şehirlerarası giriş çıkışın sınırlandırılmasının kaldırıldığı Antalya, Aydın, Erzurum, Hatay, Malatya, Mersin ve Muğla’da durumun giderek iyileştiğini ifade etti.

Şehirlerarası giriş çıkışları hala sınırlı olduğu İstanbul, İzmir ve Ankara gibi illerde ise hasta başvuruları, pozitif hasta sayısı ve yoğun bakımlardaki doluluk oranları giderek azalıyor.

Türkiye’nin pek çok Avrupa ülkesine göre süreci başarılı yönettiğini düşünen Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu Üyesi ve Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Tevfik Özlü, hiçbir hastanın açıkta kalmadığını ve tedaviden mahrum edilmediğini söyledi.

Daha erken dönemde yani beşinci haftada Türkiye’nin pik noktasına ulaştığını belirten Özlü, bu durumun vakaların iyi yönetilmesinden kaynaklandığını ifade etti.

https://tr.euronews.com/2020/05/11/bilim-kurulu-uyesi-prof-tevfik-ozlu-normallesme-sureci-eskiye-donus-degil-covid-corona

Kategoriler
Gündem

Asya’da ikinci dalga endişesi

Normalleşme adımı atan Asya ülkelerinde ikinci dalga endişesi

Güney Kore lideri Moon Jae-in, Pazar günü ülkenin başkenti Seul’de yeni bir koronavirüs vakaları ortaya çıktıktan sonra ülkede ikinci bir enfeksiyon dalgası korkusunun doğduğunu söyledi.

Güney Kore, koronavirüs salgınıyla başa çıkan ilk yerlerdendi ve haftalar süren sosyal mesafe önlemleri ve dikketten sonra kısıtlamaları gevşetme yolunda emin adımla ilerliyor görünüyordu. Fakat koronavirüste oluşan yeni küme buna son vermiş gibi görünüyor. Moon halkını “salgın önleme konusunda gardımızı asla düşürmemeliyiz” diye uyarıyor.

Çin de ise iki şehir yeni virüs vakaları bildirdikten sonra bölgeye yenilenen kısıtlamalar getirildi. Ülkenin kuzeydoğusundaki Jilin eyaletindeki Shulan, yeni teyit edilen 11 vakanın ardından kilit altına alındı. Jilin aynı zamanda hem Rusya hem de Kuzey Kore ile sınır komşusu.

Ancak daha endişe verici olan, yeni koronavirüs vakalarının ilk olarak geçen yılın sonlarında tespit edildiği Çin Wuhan kentindeki yeni enfeksiyon kümesi… Wuhan, dünya ile iletişimi kesilip karantinaya başlayan ilk şehirdi ve sadece 76 gün sonra, geçen ayın sonunda göreceli olarak kent normale döndürüldü.

Pazartesi günü Wuhan’daki yetkililer, yurt dışından kaynaklı olmayan beş yeni vakanın görüldüğünü açıkladı. Bu, krizin başlangıcındaki rakamlardan çok uzak olsa da, virüsün fark edilmeden yayılmaya devam etme yeteneği konusunda endişelere yol açtı.

Çin Ulusal Sağlık Komisyonu sözcüsü Mi Feng Pazar günü insanları “uyanık kalmaya ve virüse karşı kişisel korumayı hızlandırmaya” çağırdı.

Son vakalardan önce, hem Çin hem de Güney Kore’deki yeni enfeksiyonların sayısı yavaşlamış ve iletim durmuş gibi görünüyordu.

Asya’da ikinci dalga endişesi

En son vakalar henüz büyük ve tehlike dolu bir artış olarak ortaya çıkmasa da ülkelerin koronavirüs önlemlerini gevşetmeden önce vatandaşlarıyla birlikte bilince ulaşması ve riski önlemesi açısından büyük önem taşıyor.

Güney Kore lideri Moon Jae-in, Pazar günü ülkenin başkenti Seul’de yeni bir koronavirüs vakaları ortaya çıktıktan sonra ülkede ikinci bir enfeksiyon dalgası korkusunun doğduğunu söyledi.

Güney Kore, koronavirüs salgınıyla başa çıkan ilk yerlerdendi ve haftalar süren sosyal mesafe önlemleri ve dikketten sonra kısıtlamaları gevşetme yolunda emin adımla ilerliyor görünüyordu. Fakat koronavirüste oluşan yeni küme buna son vermiş gibi görünüyor. Moon halkını “salgın önleme konusunda gardımızı asla düşürmemeliyiz” diye uyarıyor.

Çin de ise iki şehir yeni virüs vakaları bildirdikten sonra bölgeye yenilenen kısıtlamalar getirildi. Ülkenin kuzeydoğusundaki Jilin eyaletindeki Shulan, yeni teyit edilen 11 vakanın ardından kilit altına alındı. Jilin aynı zamanda hem Rusya hem de Kuzey Kore ile sınır komşusu.

Ancak daha endişe verici olan, yeni koronavirüs vakalarının ilk olarak geçen yılın sonlarında tespit edildiği Çin Wuhan kentindeki yeni enfeksiyon kümesi… Wuhan, dünya ile iletişimi kesilip karantinaya başlayan ilk şehirdi ve sadece 76 gün sonra, geçen ayın sonunda göreceli olarak kent normale döndürüldü.

Pazartesi günü Wuhan’daki yetkililer, yurt dışından kaynaklı olmayan beş yeni vakanın görüldüğünü açıkladı. Bu, krizin başlangıcındaki rakamlardan çok uzak olsa da, virüsün fark edilmeden yayılmaya devam etme yeteneği konusunda endişelere yol açtı.

Çin Ulusal Sağlık Komisyonu sözcüsü Mi Feng Pazar günü insanları “uyanık kalmaya ve virüse karşı kişisel korumayı hızlandırmaya” çağırdı.

Son vakalardan önce, hem Çin hem de Güney Kore’deki yeni enfeksiyonların sayısı yavaşlamış ve iletim durmuş gibi görünüyordu.

http://www.cnnturk.com/dunya/normallesme-adimi-atan-asya-ulkelerinde-ikinci-dalga-endisesi

Kategoriler
Gündem

İstanbul İşletme Enstitüsünde Temel WordPress Eğitimi

İstanbul İşletme Enstitüsünde Temel WordPress Eğitimi

https://coviddaily.wordpress.com/2020/04/08/istanbul-isletme-enstitusunde-temel-wordpress-egitimi/
— Şurada oku coviddaily.wordpress.com/2020/04/08/istanbul-isletme-enstitusunde-temel-wordpress-egitimi/

Kategoriler
Gündem

Corona ve Demokrasi

Coronavirüs ve Avrupa’da Demokrasinin Geleceği

31 Mart 2020

Salgın liberal demokrasilerin vatandaşlarını yeterince koruyup koruyamayacakları konusunda zor sorular doğuruyor.

Wroclaw, Polonya'da koronavirüs uygulaması sırasında koruyucu yüz maskeleri giyen polisler devriye geziyor.
Wroclaw, Polonya’da koronavirüs uygulaması sırasında koruyucu yüz maskeleri giyen polisler devriye geziyor.
Fotoğraf: Getty Images aracılığıyla Bartek Sadowski / Bloomberg.

Avrupa’da demokrasinin geleceği üzerine araştırma makalemizi yayınlamamızdan bu yana bir aydan az bir süre var . Ama şimdi farklı bir dünyada yaşıyormuşuz gibi geliyor. Koronavirüs zaten Avrupa’da binlerce insanı öldürdü, eşi görülmemiş bir ekonomik krize yol açtı ve günlük hayatı değiştirdi – ve bu süreçte demokrasi hakkında zor yeni sorular sundu.

Makaledeki argümanımızın özü, Avrupa’daki demokrasinin derinleştirilmesi gerektiğiydi. Fakat şimdi demokrasilerin vatandaşlarını salgın hastalıktan koruyup koruyamayacakları hakkında çok daha temel bir soru var.

Otoriter devletlerin bu krizden demokrasilerden daha güçlü olup olmayacağı konusunda çoktan tartışmalar oldu. Özellikle, virüs Çin’de ortaya çıkmış olsa da ve hükümet başlangıçta onunla başa çıkmak için mücadele ediyor gibi görünse de, Hubei’deki salgıyı büyük ölçüde içerebildi ve onunla başa çıkmak için ülkenin geri kalanından büyük kaynaklar kullanabildi.

En kötüsünden geçiliyor

Çin, sağlık krizinin en kötüsü olabilir – kısıtlamalar kaldırıldığı için ikinci bir enfeksiyon dalgası mümkün olsa da – ve İtalya’da zaten üç kat, İspanya’da ise Çin’den iki kat daha fazla ölüm olmuştur ( Çin rakamlarının doğruluğu konusunda artan bir şüphe var).

Bununla birlikte, virüsle nispeten iyi başa çıkmış gibi görünen sadece otoriter devletler değildir. Aslında, bazı Doğu Asya demokrasilerinin Çin’den bile daha iyi olduğu görülüyor. Yazarken, 51.5 milyon nüfusa sahip Güney Kore şimdiye kadar sadece 144 ölüm oranına sahipti. Yaklaşık 24 milyonluk nüfusu olan Tayvan’ın sadece iki ölümü oldu.

O halde, otoriter devletlerin ve demokrasilerin göreceli performansı açısından düşünmek yerine, belki de bunun yerine Avrupa’daki Doğu Asya demokrasilerinden neler öğrenebileceğimizi sormalıyız.

Doğu Asya demokrasilerinin neden özellikle aynı yaklaşımı takip etmedikleri için bu kadar etkili tepki verebildikleri henüz belli değil. Bazıları seyahatlere hızlı bir şekilde kısıtlamalar getirirken (örneğin, Tayvan Çin’den uçuşları askıya aldı ve daha sonra Çin ve diğer etkilenen ülkelerden insanların girişini yasakladı) ve karantinalar, diğerleri kapsamlı testler ve iletişim izleme kullandı ve genellikle vatandaşlardan toplanan kişisel verileri kullandı .

Bununla birlikte, kullandıkları strateji ne olursa olsun, hepsi hızlı ve kararlı bir şekilde hareket ettiler – ve 2003’teki SARS salgınının ve diğer son salgınların kolektif hafızası bu konuda rol oynamış gibi görünüyor. Örneğin , SARS salgını sonrasında Tayvan merkezi bir salgın komuta merkezi kurdu . Bu arada Avrupa, SARS’dan neredeyse hiç etkilenmedi – ve koronavirüsün aynı olacağını varsaymış gibi görünüyoruz. 

Bununla birlikte, Doğu Asya demokrasilerinin göreceli başarısının bu son salgın deneyimleriyle bir ilgisi olsa da, bu tür demokrasilerle de bir ilgisi olabilir. Bu basit bir yeterlilik meselesi olabilir – Tayvan ve Güney Kore’deki bürokrasi birçok Avrupa ülkesinden daha iyi ve özellikle daha koordineli bir şekilde işleyebilir.

Ama bundan daha fazlası da olabilir. Özellikle, Doğu Asya demokrasilerinin bu krize ilk müdahaleye yardımcı olan bir tür ‘otoriter kalıntı’ olabilir. Güney Kore ve Tayvan kesinlikle canlı demokrasilerdir – fakat aynı zamanda Avrupa’daki çoğu ülkeye kıyasla nispeten yeni demokrasilerdir. Sonuç olarak, vatandaşların devletle farklı bir ilişkisi olabilir ve en azından bir krizde, özellikle hareket ve kişisel verilerin kullanımı ile ilgili ani özgürlük kısıtlamalarını kabul etmeye daha istekli olabilirler. 

Bu anlamda pandemi, demokrasiye olduğu kadar değil, özellikle liberal demokrasiye bir meydan okuma olabilir – diğer bir deyişle, örgütlenme ve ifade özgürlüğü ve kontrol ve dengeler dahil olmak üzere garantili temel haklarla birlikte popüler bir egemenlik sistemi yürütme gücü. Artık bu temel haklar ve güvenlik arasında yapılması zor olan değiş tokuşlar olabilir – ve coronavirüs deneyiminden sonra birçok vatandaş güvenliği seçebilir.

Bu da bizi araştırma makalemizde tartıştığımız konulara geri getiriyor. Koronavirüs çarpmadan önce bile, liberal demokrasi krizi hakkında zaten çok fazla tartışma vardı. Özellikle, uzun zamandır birlikte gittiği varsayılan liberalizm ve demokrasinin birbirinden ayrılıp,ayrılmadığı konusunda bir tartışma var.

Özellikle, ‘düzensiz demokrasiler’ ,, Avrupa da dahil olmak üzere birçok yerde ortaya çıkmış gibi görünüyordu (gazetede tartıştığımız gibi, bazı analistler bu terimin tutarsız olduğunu savunmaktadırlar). Bu “ liberal olmayan demokrasi ” modeli – diğer bir deyişle, seçimlerin yapılmaya devam ettiği, ancak bazı bireysel hakların kısıtlandığı – bu yeni krizden daha güçlü olarak ortaya çıkabilir.

Aynı zamanda koronavirüse başarılı bir şekilde yanıt verdiği görülen Singapur’un , Macaristan Başbakanı Viktor Orbán’ın fikri benimsemesinden çok önce paradigmatik bir “liberal olmayan demokrasi” olarak görülmesi dikkat çekicidir . Özellikle, 1959’dan beri iktidarda olan Halkın Eylem Partisi’ne gerçek bir muhalefet var.

Bu yeni kriz başladığından beri, Orbán Macaristan’daki hakları askıya alma konusunda daha da ileri gitti. 11 Mart’ta, birçok Avrupa ülkesinde olduğu gibi olağanüstü hal ilan etti. Ancak şimdi, kararsız olarak kararnameyle yönetmesine ve hükümetin pandemiye tepkisini zayıflatan yanlış bilginin yayılmasını yasadışı hale getiren mevzuattan geçerek daha da ileri gitti. Açıkçası, bu Macaristan’daki liberal demokrasinin dekonsolidasyonunda daha belirleyici bir adımdır.

Ancak şimdiye kadar tartışmanın çoğu, özellikle dış politika dünyasında, liberal demokrasilerin bu krizde başarısız olduğu yönündeki popüler algıların nasıl değiştirileceğine odaklandı. Örneğin, Avrupa Birliği dışişleri bakanı Yüksek Temsilci Josep Borrell geçen hafta bir ‘anlatılar savaşı’ yazdı .

Avrupa modelini döndürme meselesi değil, coronavirüsün liberal demokrasilerin vatandaşlarını yeterince koruma yeteneği hakkında ortaya koyduğu önemli soruları ciddiye almak meselesidir.

https://www.chathamhouse.org/expert/comment/coronavirus-and-future-democracy-europe?gclid=EAIaIQobChMIwv6G7sKX6QIViLbtCh0O-QjYEAAYASAAEgJYW_D_BwE#

Kategoriler
Gündem

Covid 19

Yediğimiz et de pandemik bir risktir

Bazı uzmanlar, yeni koronavirüsün Çin’in ıslak pazarlarında, tıpkı ondan önceki SARS gibi hayvanlardan insanlara atladığını varsaydı .

Bazı uzmanlar, yeni koronavirüsün Çin’in ıslak pazarlarında, tıpkı ondan önceki SARS gibi hayvanlardan insanlara atladığını varsaydı . Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, birçok insan, Çin’deki salgının hemen ardından kapatılan pazarların zaten yeniden açılmasından öfkeli . Parmağı bu “yabancı” yerlere doğrultmak ve salgın üretmek için onları suçlamak kolaydır. Ancak bunu yapmak önemli bir gerçeği göz ardı eder: ABD de dahil olmak üzere dünyanın her yerinde insanların yemek yeme şekli pandemi için de önemli bir risk faktörüdür.      

Çünkü bir ton et yiyoruz ve büyük çoğunluğu fabrika çiftliklerinden geliyor. Küresel olarak etin yüzde 90’ından fazlasını – ve Amerika’nın etinin yaklaşık yüzde 99’unu – tedarik eden bu dev sanayileşmiş tesislerde hayvanlar sıkı bir şekilde paketlenmiş ve sert ve sağlıksız koşullar altında yaşıyorlar.      

“Hayvanları binlerce kişi tarafından aşırı kalabalıklaştırdığımızda, sıkışık futbol sahası büyüklüklerinde gagaya ya da burnuna burnuna uzanmak için yalan söylemek ve bağışıklık sistemlerini saklayan stres var ve akciğerlerini yakan çürüyen atıklardan amonyak var. temiz hava ve güneş ışığı eksikliği – tüm bu faktörleri bir araya getirin ve hastalığın ortaya çıkması ve yayılması için mükemmel bir fırtına ortamınız var, ”dedi . 

Daha da kötüsü, çiftlik hayvanlarında spesifik genler (büyük tavuk göğsü gibi arzu edilen özellikler için) seçimi, bu hayvanları neredeyse genetik olarak aynı hale getirdi. Bu, bir virüsün, izlerinde durdurabilecek herhangi bir genetik varyantla karşılaşmadan hayvandan hayvana kolayca yayılabileceği anlamına gelir. Bir sürü veya sürünün içinden geçerken, virüs daha da şiddetli büyüyebilir. 

Greger bunu açıkça ortaya koyuyor: “Eğer gerçekten küresel salgın hastalıklar yaratmak istiyorsanız, o zaman fabrika çiftlikleri inşa edin.”

Dünya Sağlık Örgütü ve Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri gibi uzman kurumlar yıllardır ortaya çıkan bulaşıcı hastalıkların çoğunun hayvanlardan geldiğini ve sanayileşmiş tarım uygulamalarımızın riski artırdığını uyarmaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü 2013 raporunda “Hayvan sağlığı küresel sağlık zincirimizdeki en zayıf halka” dedi .      

Geçmiş deneyimlerden, çiftlik hayvanlarının ciddi zoonotik hastalıklara (hayvanlardan insanlara bulaşanlara) yol açabileceğini biliyoruz. H1N1 domuz gribinin Kuzey Amerika’daki domuz çiftliklerinde dolaştığı ve daha sonra insanlara atladığı 2009’a geri dönün. Bu yeni grip hızla küresel bir salgın haline geldi ve yüz binlerce insanı öldürdü . 

Açıkçası, bilim adamları yeni koronavirüsün fabrika çiftliklerinden değil vahşi yarasalardan geldiğine inanıyorlar. Ama bu hepimizi bir pandeminin hayatlarımız üzerinde yaratabileceği ezici etkiye uyandırdı. Şimdi bu gerçekle yüz yüze geldiğimize göre, soru şu: Bir sonraki salgının olasılığını keskin bir şekilde azaltmak için önemli bir şey yapmak – yemek şeklimizi değiştirmek – için politik ve kültürel irademiz var mı?

Pandemi hakkında konuştuğumuzda ne hakkında konuşuyoruz?

Pandemi riski hakkında konuştuğumuzda, aslında iki farklı salgın türünden bahsediyoruz. Birincisi viral bir pandemi; örnekler arasında 1918 grip salgını ve Covid-19 sayılabilir. İkincisi bakteriyel bir salgındır; bunun en iyi örneği Avrupa’yı Orta Çağ’da saran bubonik veba, “Kara Ölüm”.

Fabrika çiftçiliği her iki kategoride de risk oluşturmaktadır.

2017 Pandemi kitabının yazarı Sonia Shah, virüsler ve bakteriler için endişeleniyor. “Kitabımı yazarken, kaynaklarıma geceleri onları uyanık tutan şeyleri sordum. Genellikle iki cevabı vardı: virülan kuş gribi ve ilaca dirençli bakteriyel patojen formları ”dedi. “Her ikisi de fabrika çiftliklerindeki kalabalıklardan kaynaklanıyor. Bunlar saatli bombalar. ”  

İlişkili

Önce kuş gribine odaklanalım. Kuş gribi virüslerden kaynaklanır ve fabrika çiftliklerinden (domuz gribi gibi) çıkan büyük bir risktir. Bunun nedeni, bu çiftliklerdeki kuşların yakınlardaki binlerce kişi tarafından bir araya getirilmeleri ve genetik olarak neredeyse aynı olmaları nedeniyle yetiştirilmeleri. Bu, oldukça virülan bir virüsün hızla ortaya çıkması, yayılması ve öldürülmesi için bir reçetedir. 

Minnesota, St. Paul’daki Agroecology and Rural Economics Research Corps’taki evrimsel bir biyolog olan Rob Wallace, “Fabrika çiftlikleri mümkün olan en tehlikeli patojenleri seçmenin en iyi yoludur” dedi. Nedenini açıklamak için, patojen açısından zoonotik iletimde bir çarpışma kursu sundu. 

“Bir ev sahibinde patojen iseniz,” dedi Wallace, “bir sonraki ev sahibine girmeden önce ev sahibinizi çok hızlı öldürmek istemezsiniz – aksi takdirde kendi iletim hattınızı kesersiniz. Yani ne kadar badass olabileceğine dair bir sınır var. Ne kadar hızlı çoğalırsanız, bir sonraki ana bilgisayar gelmeden önce ana makinenizi öldürme olasılığınız o kadar yüksek olur. ”

Eğer vahşi doğanın derinliklerinde veya küçük bir çiftlikte iseniz, siz (patojen) düzenli olarak ev sahipleriyle karşılaşmayacaksınız, bu yüzden virülansınızı korumanız veya ev sahibine zarar vermeniz gerekir, böylece Ana bilgisayarlar bitmez. Wallace, “Ama 15.000 hindi veya 250.000 kat tavuk ile bir ahıra girerseniz, hemen yanabilirsiniz.” Dedi. “Badass olmanın sınırı yok.”  

Bu, fabrika çiftliklerinin neden zoonotik salgınlar için doğal dünya veya küçük çiftliklerden daha büyük bir risk olduğunun bir parçasıdır. 

Biyolog, gittikçe uluslararası sınırlarda kümes hayvanları ve hayvan ticareti yaptığımız için tehlikeyi daha da artırdığımızı da sözlerine ekledi. Dünyanın karşıt taraflarında birbirlerinden daha önce izole edilmiş suşlar artık yeniden birleşebilir.

“Grip al,” dedi Wallace. “Bölünmüş bir genomu var, bu yüzden Cumartesi gecesi kart oyuncuları gibi genomik parçalarını takas ediyor. Genellikle, çoğu el çok korkunç değildir, ancak bazı eller çok daha tehlikeli ortaya çıkar. Rekombinasyon oranındaki bir artış, gelişen patojenlerin çeşitliliği açısından bir patlama anlamına gelir. ” 

Dünya zaten bunun çok korkutucu bir örneğini gördü. 1997 ve 2006 arasında, H5N1 kuş gribinin yüksek patojenik suşları Çin’deki tavuk çiftlikleri ile bağlantılandırılmıştır.

H5N1 kuş gribi virüsünün ortaya çıkmasıyla 1997’de bir pandeminin potansiyel olarak ne kadar kötü değişebileceğine dair tüm anlayışımız. Birdenbire, enfekte olduğu insanların yarısından fazlasını öldüren bir grip virüsü vardı, ”dedi Greger.

İnsanlara H5N1 bulaştığında yüzde 60’lık bir ölüm oranı vardı . Karşılaştırma için, uzmanlar tahmin bu tahminler gelişmeye devam ve gerçi Covid-19 kullanıcısının ölüm oranı, muhtemelen bir yerlerde yüzde 1 ila 3 oranında mahalle olduğunu ülkeye ve yaşa göre büyük farklılıklar . (H5N1’in neden Covid-19 kadar büyük bir anlaşma haline gelmediğini merak ediyorsanız, bunun nedeni çoğunlukla insanlardan ziyade kümes hayvanlarına bulaşmasıdır; maalesef koronavirüs gibi insanları enfekte etmekte iyi değildi.)     

“Bu yeni kuş gribi virüsleri, kümes hayvanı üretimimizin sanayileşmesine – ‘Tysonizasyon’a’ bağlandı,” dedi Greger , fabrika tarım modelini Asya’ya ihraç etmenin, kuşları ve insanları enfekte eden virüslerin eşi benzeri görülmemiş bir şekilde patlamasına yol açtığına dair kanıtlar gösterdi. 1990’lar.   

Endişelenmemiz gereken sadece kuşlar değil. Domuzların da virüslerin oldukça etkili taşıyıcıları olduğunu unutmayın. Domuz gribinin 2009’da vurulmasından on yıl önce, Nipah virüsü Malezya domuz çiftliklerinde ortaya çıktı. Yüzlerce insanda ensefalite (beynin iltihabı) neden oldu ve ciddi nörolojik hastalıklarla hastaneye yatırılan hastaların yaklaşık yüzde 40’ını öldürdü.  

Fabrika çiftçiliği ve acil antibiyotik direnci sorunu

Fabrika çiftlikleriyle ilişkili diğer pandemik risk, Şah’ın belirttiği gibi, yani ilaca dirençli bakteriyel patojen formları ile ilgilidir – yani antibiyotik direnci.

Yeni bir antibiyotik verildiğinde, bir süre için harika, hatta hayat kurtarıcı sonuçlar elde edebilir. Ancak, insanların, mahsullerin ve hayvanların tedavisinde antibiyotikleri kullanmaya ve aşırı kullanmaya başladığımızda, bakteriler gelişir ve antibiyotiğin daha baskın hale gelmesi için mutasyona sahip olanlar gelişir. Yavaş yavaş, antibiyotik daha az etkili hale gelir ve artık tedavi edemeyeceğimiz bir hastalığa bırakılır.

CDC , geçen yıl büyük bir raporda , antibiyotik sonrası dönemin zaten burada olduğu konusunda uyardı : Antibiyotiklerimizin işe yaramayacağı ve C. difficile ve N. gonorrhoeae gibi ilaca dirençli böceklerin de olabileceği bir zamanda yaşıyoruz sağlığımızı kolayca yok eder. Her 15 dakikada bir, ABD’deki bir kişi antibiyotiklerin artık etkili bir şekilde tedavi edemediği bir enfeksiyon nedeniyle ölüyor.     

Yine de, direnci artıran çok fazla antibiyotik yapmaya devam ediyoruz. Hayvan çiftçileri, bazen kötü endüstriyel tarım koşullarını telafi etmek için çiftlik hayvanları ve kümes hayvanlarında bolca antibiyotik kullanıyor.

“Hayvanları kalabalık, sağlıksız koşullarda koyduğunuzda ve hastalıkların önlenmesi için düşük doz antibiyotik kullandığınızda, bakterilerin DNA’sındaki spontan mutasyonlar için mükemmel bir kuluçka makinesi kurduğunuzu belgeleyen bol miktarda kanıtımız var,” dedi Robert Lawrence, John Hopkins Üniversitesi çevre sağlığı profesörü. 

“Daha fazla kendiliğinden mutasyonla,” diye açıkladı, “bu mutasyonlardan birinin çevrede mevcut olan antibiyotiğe direnç sağlama olasılığı arttı.” Bu dirençli bakteriler tüm dünyaya yayılmış suşlar haline gelebilir. “Fabrika çiftliklerinin en büyük insan sağlığı riski bu.”

Aslında, fabrika çiftçiliği bize çift bakteriyel bir risk sunuyor. Diyelim ki tavuklar arasında bir bakteri salgını ortaya çıkıyor. Kümes hayvanları bu bakterileri insanlara geçirerek ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Normalde bu enfeksiyonu tedavi etmek için antibiyotik kullanmak isteriz, ancak tam olarak çiftlik hayvanlarımızda antibiyotikleri zaten aşırı kullandığımız için, bakteriler antibiyotiğe dirençli olabilir. Enfeksiyon insanlar arasında iyi bulaşan bir enfeksiyon olursa, tedavi edilemeyen bir bakteri salgını ile sonuçlanabiliriz.

Fabrika çiftliklerinin yarattığı pandemik riskleri, Çin’in canlı hayvan taşıyan ıslak pazarlarının maruz kaldığı risklerle nasıl karşılaştıracağı sorulduğunda Lawrence, “Fabrika çiftçiliği ile viral bir pandemi başlatma fırsatı daha az olabilir, ancak antibiyotiğe dirençli bakteriyel enfeksiyon daha fazladır. ”

Fabrika çiftlikleri de çalışanlarının sağlığını riske attı – koronavirüs dahil

Fabrika çiftçiliğinin bir başka üzücü gerçekliği, sadece hayvanlara değil, insan işçilere de büyük bir makinede aletler gibi davranma eğilimidir.

İşçilerin kötü muamelesi Covid-19’dan çok önce bir sorundu, ancak mevcut pandemi sorunu özellikle keskin bir rahatlamaya attı. ABD’deki et fabrikalarındaki işçiler arasındaki koronavirüs vakalarının sayısında bir sıçrama görüyoruz . Yüzlerce insan Pennsylvania’dan Güney Dakota’ya kadar eyaletlerde bulunan Cargill ve Smithfield tesislerinde pozitif yaptı . Birkaç kişi öldü.    

NPR , bir durumda, bir belediye başkanının Smithfield’ı bir fabrikayı kapatmaya zorlaması gerektiğini bildirdi : “Sioux Falls fabrikasındaki çalışanlar arasındaki pozitif koronavirüs testlerinin sayısı 350’ye ulaştı. Fabrikadaki tüm çalışanların neredeyse yüzde 10’unu temsil etti ve Güney Dakota’daki tüm Covid-19 vakalarının yüzde 40’ı. ”  

Et fabrikalarındaki işçiler tipik olarak işleme hatları boyunca birbirine çok yakın yerleştirilirler, bu da sosyal mesafeleri imkansız hale getirir. Bazı işçiler çalışma koşulları üzerinde grevler düzenlediler.

“Şirketlerin mevcut olmaları gerekiyor, ancak Covid-19 onları öldürüyor. Ve neden olduğu açıktır: Geri kalanlarımız birbirinden 6 metre uzaktayken iş arkadaşlarıyla omuz omuza durmak zorundalar, ”diyor Hayvanlar için Mercy başkanı Leah Garcés. 

Ülke etinin kötü muamele gören işçilerin sırtında üretildiğini bilerek, şunu sormalıyız: Gerçekten buna değer mi? Garcés için cevap açıktır. “Tavuk için saçma bir fedakarlık” dedi. 

Koronavirüs sonrası nasıl daha iyi bir gıda sistemi kurabiliriz?

Etin ulusal kimliğe karıştığı ve ortalama vatandaşın yılda 200 kilodan fazla et tükettiği ABD’de çoğu insan muhtemelen tamamen pes etmeyecek. Bu yüzden sormaya değer: Hayvancılık çiftçiliği yapmanın zoonotik hastalık tehdidini azaltan bir yolu var mı? Ve belki de bu süreçte, iklim değişikliği ve hayvanlara yapılan zulüm üzerindeki etki gibi endüstriyel tarım ile ilgili diğer sorunları da azaltıyor? 

Cevap Evet. Fabrika çiftçiliğinden vazgeçmeye istekliysek, kesinlikle insan sağlığı, iklim ve hayvan refahı için daha iyi bir et üretim sistemimiz olabilir.

Greger, “Hayvancılık endüstrisinin yoğunlaştırılmasının salgın riskini azaltmak için uzun bir yol kat edeceğini” söyledi. “Uzun mesafeli canlı hayvan naklini azaltmak, sadece karkas ticaretine doğru ilerlemek ve daha küçük ve daha az kalabalık çiftliklere sahip olmak demek. Temel olarak, hayvanlar da biraz sosyal mesafe kullanabilirler. ”

Greger, domuzların dönemeyecek kadar küçük alanlarda tutulduğu gebelik sandıkları gibi hapsetme uygulamalarını kaldırmamız gerektiğini söyledi. “Domuzlar için saman yatakları sağlamak kadar basit önlemler bile domuz gribi bulaşma oranlarını azaltabilir” diye belirtti, “çünkü yaşamları boyunca çıplak beton üzerinde yaşamak için bağışıklık bastırıcı strese sahip değiller.”

Ayrıca çiftliklerimize daha fazla biyolojik çeşitlilik kazandırmamız gerekiyor. Wallace, genetik olarak (belirli genleri seçmek yerine) birbirinden biraz farklı olan hayvanları yetiştirmek, bulaşıcı hastalıkların yayılmasını önlemeye yardımcı olmak için immünolojik ateş ışınlarına neden olacak, Wallace şunları ekledi: “Çok pratik bir seviyede, tam tersi şimdi nasıl yaptıklarını 

“Onlar” derken fabrika çiftlikleri demektir. Tarımsal rejeneratif tarım gibi diğer yöntemleri zaten tercih eden, ancak tarım işletmelerinin birçok kırsal toplulukta kilitli olduğu için bunları yürütmek için gereken desteğe sahip olmayan çok sayıda çiftçi var. 

Wallace, “Sistemin nasıl çalıştığını ve ona karşı çıktığını tamamen anlayan ancak koşu bandından çıkamayan birçok çiftçi var” dedi. Salgının bu konuya yeni bir dikkat çektiğinden şüpheleniyor. 

Ayrıca , ABD’nin en büyük fabrika çiftliklerine moratoryum uygulamak ve 2040 yılına kadar bunları tamamen ortadan kaldırmak için Sen. Cory Booker (D-NJ) tarafından önerilen mevzuat gibi fabrika çiftçiliğini durdurmak için mevcut planları değiştirebilir . Covid-19 salgını çekildi, muhafazakar National Review dergisi , “bu konuyu açık bir zihinle düşünürseniz, fabrika çiftliklerini sona erdirmenin iyi bir fikir olduğunu kabul edersiniz – Cory Booker bunun .”    

Endüstriyel tarımdan uzaklaşmak zoonotik bir salgın olasılığını azaltabilir, ancak tehdidi gerçekten ortadan kaldırmak için Greger, bitki bazlı et, süt ve yumurta ürünlerine doğru hareketi hızlandırmamız gerektiğini söyledi. 

Amerikalılar, koronavirüs gelmeden önce bitki bazlı ürünler hakkında zaten heyecanlanıyordu ve pandeminin daha fazla ilgi çekeceğini düşünmek için bir neden var, çünkü hem geleneksel et tedarik zinciri şimdi biraz zorlanıyor ve fabrika çiftçiliğinin artan bir farkındalığı nedeniyle bir pandemi riskidir. 

Impossible Foods, 16 Nisan’da etsiz hamburger satışlarını ABD’deki 750 markete daha genişlettiğini açıkladı. Şirketin başkanı Dennis Woodside, e-postayla yaptığı açıklamada, “2020 için her zaman perakende sektöründe dramatik bir artış planladık – ancak daha fazla Amerikalı evde yemek yedikçe, perakendecilerden ve tüketicilerden talepler aldık” dedi. “Mevcut perakende ortaklarımız son haftalarda İmkansız Burger satış rekoru kırdı.”

Garces perspektifinden bakıldığında, fabrika çiftlikleri ve salgın hastalıklar arasındaki halkın farkındalığının artması, korkunç Covid-19 salgını için gümüş bir astardır. “Tüm kariyerim boyunca, gıda sistemimizde hayvanları kullanma şeklimizde ve ulusun ve dünyanın gözlerinin olması için bundan daha iyi bir şansımız olduğundan emin değilim. bir tür ”dedi. 

“Alarm zillerini uzun süredir çalıyoruz. Benim derin umudum şimdi insanların bağlantı kuracağı – fabrika çiftçiliği türlerimiz için yıkıcı bir risktir – ve bu uzun vadede davranışımızı kalıcı olarak değiştiriyor. ”